KADINA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ VERİLMESİ

0
894

KADINA SEÇME VE SEÇİLME HAKKININ VERİLMESİ

Konu ile ilgili açıklamada bulunan CHP Polatlı ilçe teşkilatı kadın kolları başkanı Canan TÜRKER şu ifadelere yer verdi. “Kimi zaman anne, kimi zaman ev hanımı, kimi zamansa mesleğinin sahibidir. Toplum ve aile arasındaki çizgide gider gelir… Bazen hakları uğruna savaşır, bazen yaşadığı haksızlıklar için çatışır. Peki nedir kadının güvencesi? Günümüzde birçok hakka sahip kadınların kaçı yasalarca ‘eşit’ olduğu erkeğinin fiziki üstünlüğü altında ezilmektedir? Kaçı sahip olduğu haklara hangi koşullarda, nasıl ulaştığını ve bu hakların değerini bilmektedir? Geçmişe göz atacak olursak; kadın-erkek dengesinin zamana göre değişkenlik gösterdiği ve bugünkü düzende tüm zamanların etkileri olduğu anlaşılmaktadır.

TÜRKER “Her işe ait toplantıda kadınla erkeğin birlikte bulunması şarttı”

CHP Polatlı ilçe teşkilatı kadın kolları başkanı Canan TÜRKER “Eski Türklerde kadın ile erkek eşit haklara sahipti. Aile monogamdı. Yani bir erkek yalnız bir kadınla evlenebilirdi. Gelin ve güvey mallarını birleştirir ve ayrı bir ev kurardı.  Anne ile baba çocuklar üzerinde eşit haklara sahipti. Her işe ait toplantıda kadınla erkeğin birlikte bulunması şarttı. Hakanların emirlerinin kabul görmesi için mutlaka “Hakan ve Hatun emir ediyor ki” sözüyle başlaması gerekirdi. Kurultaylarda, ibadetlerde, harp ve sulh meclislerinde hatun da mutlaka hakanla birlikte bulunurdu. Kadınlar için tesettür ile ilgili ayrı kayıtlar yoktu. Kadınlar, hükümdar, kale muhafızı, vali ve elçi olabiliyorlardı.. Erkeğin her hususta yardımcısıydı, cemiyet hayatında yeri vardı. Yüzünü örtmezdi ve genel olarak kocasının tek eşiydi. Ancak Osmanlı döneminde şehirlerde ve kasabalarda yaşayan kadınlar için durum bundan oldukça farklıydı. Evlenmede hükümler erkeğin lehindeydi, erkek dört kadınla evlenebilir ve dördü ile beraber yaşayabilirdi. Evlenme için bir yaş kaydı yoktu. Boşanmakta da erkeğin isteği esastı, boş ol demesiyle kadın boşanmış olurdu. Mahkemelerde iki kadının şahitliği bir erkeğinkine denk geliyordu. Kadın, erkek cemiyetlerine katılamazdı ve sokağa peçe ile çıkmak zorundaydı. Kadın yalnızca ev işleriyle meşgul olurdu. İktisadi hayatın başka çalışma alanlarında tamamen yabancıydı. Eğitime önem verilmezdi, o dönemde tahsilini ilerletmeye muvaffak olan kadınlara şüphe ile bakılırdı. Kısaca kadın dar bir ahlâk ve hayat görüşü içinde yaşamak mecburiyetindeydi.

Bu gelenek ile süregelmiş Osmanlı döneminde yetersiz kalmış olan kadın hakları, Cumhuriyet dönemi ile yerini buldu. Türk kadını; Türkiye Cumhuriyeti ile yeniden doğdu. Din ve devlet işlerinin ayrılması ve kanunların yenilenmesi, kadın hukukunda da yenileşmeyi hızlandırdı. Öncelikle 1924’te eğitim ve öğretim hakkının tanınmasıyla, eğitim konusunda kadınlar ile erkekler arasında fırsat eşitliği sağlandı. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” Sözleri ile eğitime verdiği önemi belirten Atatürk; bu alanda kadınları da erkekler kadar özgür hale getirdi. 1925’te ilan edilen Kılık Kıyafet Kanunu, dini kıyafetleri toplumdan arındırmak için getirildi.

5 Aralık 1934 tarihinde, 1924 Anayasamızın 10. maddesinde yapılan değişiklikle erkeklere tanınan milletvekili seçme hakkı, kadınlara da tanınmış ve “yirmi iki yaşını bitiren kadın, erkek her Türk mebus seçme hakkını haizdir” hükmüne yer verilmiştir.

Anayasanın 11. maddesinde yapılan değişiklikle de kadınlara milletvekili seçilme hakkı verilmiş ve madde “otuz yaşını bitiren kadın, erkek her Türk mebus seçilebilir” şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Anayasa’nın 10. ve 11. maddelerindeki değişiklikler çerçevesinde Milletvekili Seçimi Kanunu’nda 11 Aralık 1934 tarihinde değişiklik yapılmış ve Anayasayla tanınmış olan bu haklara Seçim Kanunu’nda da yer verilmiştir. Şubat 1935’de yapılan milletvekili seçiminde 18 kadın milletvekili seçilmiştir.

Ancak, birçok Avrupa ülkesinden önce Türkiye’de kadınlara milletvekili seçme seçilme hakkı tanınmasına rağmen 80 yıl içinde bir arpa boyu yol alınamamış, 2015 seçimlerinde kadın milletvekili oranı %14,9’da kalmıştır.

Kadın erkek eşitliği ve birlikte toplumda var olmaları önemli bir uygarlık aşaması olup bu husus Ulu Önder Atatürk’ün devrimlerinin de başında gelmektedir. Şöyle ki; 1926 yılında Büyük Millet Meclisi tarafından kabulle yürürlüğe giren Medeni Kanun ile Türk kadınına bin yıl evvel kaybettiği hakların iade edilmesinin temeli oluşmuştur.

Atatürk, Cumhuriyet’in ilanından dokuz ay önce Şubat 1923’te şöyle demiştir: “Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun, bir organı faaliyette bulunurken, diğer bir organı işlemezse, sosyal toplum felçlidir.” Atatürk, çağdaş bir düşüncenin ürünü olan bu sözleriyle kadının toplumdaki yerini tanımlamıştır

Biz nüfusun yarısıyız, nüfusun yarısını oluşturan kadınların karar alma süreçlerine katılamaması, siyasette eşit oranda temsil edilememesi, her şeyden önce bir demokrasi meselesidir. Mecliste de eşit sayıda yer almak istiyoruz. Siyasi partilere sesleniyoruz; Türkiye’nin onayladığı Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesinin 4. maddesinde yer alan taahhüdün yerine getirilmesini, “eşit temsil için özel önlem alınmasını istiyoruz. Anayasa’da, siyasi partiler ve seçim yasalarında, parti tüzüklerinde, seçilme hakkımızı yaşama geçirmek üzere her bir cinsiyete en az %40 temsil hakkı getiren değişikliğin gecikmeksizin yapılmasını bekliyoruz.

5 Aralık 1934’de yürürlüğe giren  Türk Kadınına Seçme  ve Seçilme hakkının verilişinin 82. Yılında, Atatürk’ün  ” Medeni memleketlerin birçoğunda kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu salahiyet ve liyakatle kullanacaktır. “sözlerine ne kadar uymaktayız. Seçme ve seçilme hakkı büyük ölçüde kâğıt üzerinde kalmış, kadınımız ne yazık ki uygulamada ailesinin seçtiğini seçmiş, kendisi ise seçilememiştir.

Kadınlarımızın kendi kaderi ile birlikte ülke kaderinde de söz sahibi olabilmelerinin yolu siyaset yapmaktan geçmektedir.

Türk kadınlarının, kendilerine tanınan hakları, bir mücadele vermeden kolayca elde ettiklerini söyleyenlere en iyi cevap Atatürk’ün Kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının verilmesi ile ilgili görüşmeler sırasında TBMM kürsüsünden yaptığı şu sözleri ile belirtilmiştir:

                “Türk kadınına bu hakkın bir lütuf olarak verildiği kanaatinde değiliz. Kimse bu kanaatte olamaz. Bir memlekette ki, yurdun her tarafı istilâya uğradığı zaman, kadınlar ateş altında erkeklerle beraber omuz omuza çalışırlar, memleketin geri kalan kısmını korumak ve beslemek için tarlanın kara toprağından yiyecek çıkarmaya çalışırlar, elbette bu varlıkların yurdun her köşesinde ve her tabakasında söz söylemeye hakları vardır”. Yine aynı konuşmada haklı olarak şöyle deniyordu: “Tarih, Türk inkılâbını anlatırken, bunun bir kurtuluş olduğunu en başta söyleyecektir. Bu kurtuluşun çeşitli aşamaları içinde de, özellikle kadınların kurtulmasını anacaktır”.

1924’te Cumhuriyetin ilk kadın cemiyeti Türk Kadınlar Birliği kurulmuştur. Bu dernek, kadınların siyasi hakları için çalışan ilk dernektir. Bu cemiyet kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi için çalışmıştır. Türk Kadınlar Birliği daha sonra 1935 yılında kadınların siyasal haklarını kazanmasıyla amacına ulaştığını ileri sürerek kendini feshetmiştir. 30 Nisan 1930’da  belediye seçimlerinde seçmen olma hakkı, 26 Ekim 1933’te muhtar seçme ve köy ihtiyar heyetine seçilme hakkı, 5 Aralık 1934’te milletvekili seçilme ve seçme hakkı verilmiştir. 1935 yılında kadınların seçme ve seçilme hakkını ilk kez kullandığı seçimler yapılmış, TBMM’ne 18 kadın milletvekili seçilmiştir.

1934 yılından bugüne kadar geçen sürede kadının toplumsal statüsü ne ölçüde değişti?

Bir zincirin gücü, en zayıf halkasının gücü kadardır. Kadın ne denli güçlü ise toplum da o denli güçlüdür. Kadınların en temel ekonomik, demokratik, sosyal, siyasal, medeni haklardan mahrum bırakılması, küçük yaşta evliliğe zorlanması, çalışma haklarının elinden alınması kabul edilemez bir durum olarak, toplumların geri kalmasına ve çöküşüne yol açacaktır.

Atatürk’ün; “Daha esenlikle, daha dürüst olarak yürüteceğimiz yol vardır. Bu yol, Türk kadınını çalışmamıza ortak yapmak, ilmî, ahlâkî, sosyal, ekonomik yaşamda erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve destekleyicisi yapmak yoludur.” sözleri ile Osmanlı döneminde itibarını kaybetmiş Türk kadını, Cumhuriyet dönemi ile yeni bir duruşa sahip olmuştur.

Bugüne dönüp baktığımızda, Atatürk’ün önderliğinde kazanmış olduğumuz bu topraklarda, yine Atatürk’ün önderliğinde sahip olduğumuz haklara sahip çıkmakta zorlandığımızı görüyoruz. Cumhuriyetin kuruluşu ile ayağa kaldırılan Türk kadınının günümüzde zaman zaman yüzünün yere eğildiğini görüyoruz. Hamile kadın sokağa çıkmamalı, çalışan kadın hafif bir kadındır erkekte şehvet uyandırır, kadın eşinden dayak yerse cennete gider gibi akıl dışı söylemler günümüzde kadına verilen değerin ne boyutta olduğunu ve yasaların, kadına şiddeti önleyemediğini görüyoruz. Her aileye en az 3 çocuk çağrısında bulunan iktidarın nitelikli toplumdan çok kalabalık nüfus arzusunda olduğunu, kadınların doğurganlığını maneviyattan soğutup maddi hırslara bürüdüğünü görüyoruz.
Cumhuriyet döneminde Türk kadının kazandığı hakların, toplum içinde kazandığı statünün bu gibi hareketlerle kısıtlanmaya çalışılması hem kadınların kendisi için hem de Türk toplumunun geneli için zararlı ve endişe vericidir. Bunun tersine Cumhuriyetle birlikte başlayan reformların tam anlamıyla uygulanması, Türkiye’de kadının erkekle eşitliğinin günlük hayatta sağlanması ve kadının faaliyet alanının genişletilmesi, kadınların da toplumu kalkındırmak için çalışabilmesini sağlar. Kadın tam anlamıyla özgür ve çalışma hayatında aktif olmadan, toplum bir bütün olarak kalkınmak için çalışamaz, eksik kalır. Eğer Anadolu Kadını kendine sağlanan hakların bilincinde olarak, onların güvencesiyle hareket ederse, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda gösterdiği destansı mücadelelerin daha büyüklerine atılmakta tereddüt etmeyecektir. Unutmayalım ki, çağdaş kadınının gücünü de arkasına alan Türk toplumu, kalkınma yolunda önüne çıkan engelleri çok daha kolay aşacaktır. Böylece Türk kadını eşit birer yurttaş olarak aydınlık yarınlarda hak ettiği yeri bulacaktır.” dedi. Haber: Tevfik Emre EFE

CEVAPLA